16 Mayıs 2009 Cumartesi
bir gece vaktiydi..
ve gene zamanı eğiyorduk, ben boynumu eğiyordum
ördekler eğiyordu, ördekler ağlıyordu
uzaklardan bir gemi görünürdü,
sen görünürdün sonra
yanında bir başka vücut oluyordu
o vücut ağzını açıyordu kocaman
kocaman açtığı ağzıyla içeriye çekerdi ruhları
vücut yanındakinin suçu değildi, koca bir zaman
hemde en babasından bir çocukluğu
en içine alanından
sonra sen sarılırdın o vücuda
ve seni de yutardı kendisine aldırmadan
ben kaybolurdum sonra
en böyle kendi içine kaçanından
ve bir gece vaktiydi
böyle zamanlar hep geceleri olurdu
ve biz olurduk, olmanın kanamasıyla sen hep o başka vücutlara kaçardın
başka vücutlara ruhunu bırakır boş bir şekilde bana koşardın
onlar seni emerlerdi,
sen onları soğururdun
en böyle vakum gibi olanından
sonra bana gelirdin
gözlerinde gene bir acının örüntüsü
bana gelirdin ve ben
en anne gibi olanından
sana sarılırdım
ve ben en ölümlü olanından
sana ölürdüm
ölürdük
ve bu zamanlar hep bir gece vaktiydi.
13 Eylül 2008 Cumartesi
bir arkadaştan...
Örgü
bir neferiyim işkence gören örgütlü bir
mücadelenin, bir'leşmiş yıllar cemiyetinden
ve
acı yılların Bir neferiyim işken/ce dilinin
unutulmuş lehçesinin kayıp kelimelerinden
bir
Çocukluğun, yaramazlık altında teninin
Son zamanlar yılların örgütlenmesinden
Neferiyim, yılların örgütlenmesinden acı çeken
Karmakarışık şiirler ören demirci kelimelerinin
Duygular - ki onlar dayak yediğim yel değirmenlerinden
İçinde hiç kin bırakmadan işkence gören
kaybolmuş bir ne/feriyim
Sönmüş, yine de sönen
12 Temmuz 2008 Cumartesi
körlük...
Yarı uzun saçlı bir kabus çökmüştü üzerime
Belki biraz unutulmuşluğun verdiği ızdırabı kullanarak
Ya da belirli periyodlara yayarak acıyı uzatmak adına
Her birisi bir başka elem taşıyan saç tellerini gördüm ben
Tel tel dökülen duaların yönünde binlerce ağıt tutanları gördüm ben
Bir çok kez besteledim en kadimlerin dilinden taşması adına
Yine de bir kere bile dile getirilmemeyi gördüm ben
Yalvarmaları, haykırmaları, kollardan tutup aşağı çeken inançları
O aşkla bakan gözlerin solup gitmesini gördüm ben
En kötüsü hiçbir şeyin deva olamadığı acıları gördüm ben.
Gördüm ve her gördüğümde bir kere daha
Bir kere daha, daha çok çekmek adına dirilmelere gebe olarak
Öldüm ben
14 Haziran 2008 Cumartesi
Tanıyamadım Seni
Tanıyamadın beni
Öyle çokta uzun bir süre geçmemişti
Nereden baksan 3 – 4 ay gibi bir süre
Zarfından çıkan ölümcül bir hastalık gibi
Ellerinde kendine güzel bir mekan edinen ellerim
Bana içten içten işte buldunuz birbirinizi
Ruh eşin, tek yumurta ikizin demişti.
Ama ter bastı her yeri,
Kişiciklerin kişilikleri boğuldu
Yapış yapış ıslaklıkların arasından hayata yapıştık
Bizdik hayat halbuki
Halbuki bizdik hayat
Ayaklarımızı kaldıramazdık -ki yapışmışlığın böylesi
Böylesi görülmemişti. Biz birbirimize yapışırken
Hayata da yapışırdık, intikam misali,
Ama ellerimiz yavaşça kayardı, terden.
Ayrılırdı sonra ellerimiz
İçten içe “bulunmazdı onun gibisi” ,
“Tut hayır tut bırakma” derdi,
Ama tutamazdım
Gülme!! sen olsan sende tutamazdın
Onun tutulamaması doğası gereği
Ve pırıl pırıl parlardı ayalarımız boşlukta.
Parmaklarımız ah o parmaklarımız yakalayabilirdi
Bir nefes sigara son isteği gibi
Yakıverirdik yere düşürmemeye özen göstererek kibriti
Hatta bu öyle bir özen olurdu ki bazen
Ve bazen öyle bir özen olurdu ki söndürmezdik bile ateşi
İşlerdi, soğuk almış parmaklarımıza, kulaklarımızda küçük bir cızırtı
Yanlış bir nota basılırdı bir yerden sanki.
Başımızı kaldırırdık arardık, ellerimizin boşluğunun ateşe doğru içinde
Bir yanlış yerleri işaret eder dururduk
İşaret eder dururduk işte biz bir yanlış yerleri
Sonra kafamızı çevirdiğimizde gözlerin gözlere hacer-ül esved gibi olduğu
Bir değme mekanına ki o tıpkı hacı olmaya benzerdi
Ve sen olmazdın ben olmazdım artık..
Gözler gözleri arar parmakların acısından dışarıya
Taşar ve taşardık, gün gelir aramaya öyle kaptırırdık ki
Bulduğumuzda yeniden yinelenirdi cümleler
“tanıyamadın beni
Öyle çokta uzun bir süre geçmemişti”
Dışarıdakiler üzülür, onlar hep bir şeylere üzülürdü
Neden tanıyamadı biri,
Neden tanıdı diğeri
Neden düştü altının değeri ?
Onlar bir başka evrenin ter basan ülkesinden
Yapışkanlıkları kendi arzularından ileri
Tutardı, tutarlıydı, tutarlardı bizi
Yapıştırırlardı arzularının üzerine
Bu oyunun kuralı böyle
yapışır, derinlere batar biri
diğeri özlemede.
Özlemede diğeri..
09 Haziran 2008 Pazartesi
Seni ( Yani öyle bir sen ki;
Kafamı şu an yazdığım k’ağıda yaslayıp
Ağlatan, sonrasında da uykuyla gelen bir kabus belki…
Yani Cehennemin dibine yapılan bir kazı gibi,
Ya da Cennetin kapısının dibine bırakılan
Anlatmaya çalıştığım işte Senin dibine “elmayı ye diye fısıldayan yılan
Bir küçük ben enkazı gibi
Şehir güneşle sevişmeye başladı yine
Öç, kin, ihanet, acı, sanki
Evet sanki
Birileri fışkırtıyor bu yabancı kavramları
-Si ayşe’nin kedisi
Ve sanki bir nimetmişçesine
Verilecek her türlü suya razı bir tohum misali
Kana kana, dişe dişe içerdik onları…
Seni yani…
O diğer dudağın sahibi,
Benim kutsal kasem olan o dudakların
Ve işte o dudaklar ki
“aşkım”ı da, “senden nefret ediyorum”u da
Saklardı derinlerdeki bir maden gibi…)
Çok ( Çöldeki kumlar kadar arabesk,
Bir masal prensi olsa
Belki,
Herhangi bir papaza,
Herhangi bir kendimi
-do bir külah dondurma
Herhangi bir şekilde
Kalbinde yer alabileceğim bir arsaya
Bir yalan, bir kağıt, endülijansa
S-A-T-I-Y-O-R-U-M
Yani o kadar fazla…
Ve Güneş şehre batmaya başladı
Bedenini sokmaya o naciz dünyaya
Dünyamıza, karargahımıza, çivi tutmayan
O eski mekanımıza
Çivin yoktu elbet ve elbet bir gün düşecektin
-ki sen düşüşüne uçtun, yani bu gerçek kadar fazla
S-A-T-I-Y-O-R-U-M
-Fa gemide bir tayfa
S-A-T-T-I-M!! )
Özledim ( Kusurluca hemde
Geriye, hep geriye dönmek…
İstesem de
Olmayacağını bile bile
Ay sefilleri, sefihleri, ben’leri iterek
Bir kez daha istenilen sonsuz geceye
Zaferini ilan ederek geliyor
Yıldızların boşluğa doğru büyüyen içine
Ki bu hayat sönüyor
Pervane misali girip içine
- Re Yekta nerede??
Ölmeler köyüne gidip
Soğuk bir vuslat içip
Geri dönememeye
Yoktun..
Kusurluca bu yüzden
Olmaması gereken bir akne
Bir kene, bir sülük, bir başka zührevi iğrençlik gibi yapışan üzerime,
Uğraşarak ve uğraşarak asla
Çıkartamadığım gecelerce ve gecelerce
Didindiğim ve didindiğim gizlice
Ağladığım ve ağladığım
Ve ve ve ve ve ve ve ve
Kusurluca özlemede )
30 Mayıs 2008 Cuma
Yalnızım!
Bir Bardak Dolusu Boşluk Kadar.
Kuşlarla İç İçe Elektrik Telleri Olmak
Ya da Olmamak Yalnızım! Demenin Kendisi Kadar.
Sana Yalnızım! Yasak.
Yalnızım! Diyebilmek, En Azılısından Diyebilmek Var
Ki Biraz Elem, Biraz İhtiyar Sosyalliği Dışında
Devir Kötü, Yalnızım! Demek Seni Kalabalık Yapar
Ben Bu Yüzden Bir Kere Bile Yalnızım! Demedim
Kendi Kendime Bile İtiraf Edemedim Çünkü Sarar
Ki Sarar Belki Beni Bir Kendim
Ve Korktum Belki Bu Kendiliğimi "Biz"lik Yapar.
Bir Bataklıkta Boğuldu Yakup, Cansever Adına
Ki Bu Arada Haşim Ağır Ağır, Yalnızlığına çıkar
Elinde Bir Rakı Bardağı, Rindlerin Akşamından kalma Yahya
Yanında İkizler Burcu'nun son Küçüğü İskender Ve Beddualar
Hepsi En Az Yalnızım! Kadar İlginç
Bir Boşluk Dolusu Bardak Kadar
Sokakların Aydınlattığı lambalar
Hiç Birisi Yalan Olmadı, Söylediğin
Bir Yalnızım! Kadar
26 Nisan 2008 Cumartesi
özlem...
buna isyan eden tozlar ışıgın içinde raks ederdi
karanlığın yas tutardı varlığına,
ışık azraili
ki bir tutam alacaya kanar, kanar dudaklara
onun kanması, kanaması bir yokluk sebebi
ve yaşasa belki, belki yaşasa manası bir dua idi
bir dua onun manası tüm hayatının,
gözlerimden bir donuk tabloya doğru içine, içeri
akar bu tablodan gözlerime doğru dışarı, dışına
her hangi bir aşk şarkısının en can alan melodisi misali
giyinirdi tekil çokluğuna alacakaranlık kuşağının
en çingine pembesini
soyunurdu bu tip zamanlarda lunapark kimsesizliği
ki çıkarırdı ortaya ruhunun müzik aletleri kıvamında pırıltısını
yazdırırdı bi elem içerisinde bütün bunları
sensino'nun yokluğuna doğru içinde özlemi
01 Nisan 2008 Salı
kayan sıcak beden ve hayatlar...
Çimlere uzanıp ellerimizde birleşmenin sıcak aşınmasını hissederken
Hissederken ellerimizin sıcak aşınmasını ve ter ve ter ve ıslak
Gökyüzüne bakardık en ortopedik omuzlara sahip benliğimizden
Semaya doğru yükselirken, ve göz’bebekleri ve rahatsız edici ağlamalar.
Sorduğum soruya cevap alamadım asla senden
Kayan ışıklara bakıp : öldükten sonra nereye gider yıldızlar?
anladım...
Sıcak, aramızda bir engel kaldırıp atmalı bedenden
Beden, bir engel kaldırıp atmalı ki bitmeli bu manasız hayatlar
Ve hayatlar, bir engel hem de o kadar ki kaldırıp atmalı aşkın üzerinden.
27 Mart 2008 Perşembe
rüzgar ve palyaço

Rüzgar kulağına bir şey fısıldarken kolyesi bir ayrılık şarkısıydı
Herkesin arasında hatta kalabalığın, dostların arasında dahi bulunurken
Hep birisi eksik gibiydi, o geldiğinde yine bir başka o eksik kalırdı
Sigarasının filtresinden kurumuş dudaklarının parçacıklarını toplar
Bakardı, en içindeki zehirin bile en dışarıdaki zararına, bakardı
Gene Sessizliğin koynuna girip çığlığa küfür ettiği bir gecenin ortasında
Rüzgar kulağına bir şeyler fısıldardı
Bilmem hangi kızın fönlü saçlarını,
Hangi tarlanın anız yangınlarını,
Ve yine hangi gözyaşlarını, sırları taşır
Hepsini teker teker ona fısıldardı
O rüzgarla arkadaştı, biz yağmura gebe
O ateşin dostuydu, biz topraktan gel-git oyunlarının
Bir yığın hikaye eteklerimize yığılırdı
Ve biz hepsini bir bir okur ve canlandırırdık
Hepsinin acılarını giyinirdik üzerimize
Ama her zaman rüzgar onun kulağına bir şeyler fısıldadı
Belki gitmeleri hatırlattı, belki de gelmeleri,
Geçilecek nice ovayı gösterdi ya da kadim sırları
Halbuki bize küçücük bir birbirimize ait olduğumuzu bilmek yetecekti,
Belki artacak, belki birkaç fakire de zekatımız olacaktı
Beyazın siyaha aşkını anlatacaktık küçüklerimize
İnkar edecektik belki de, ve belki de inkar edecektik
Savrulan kolyesi bir ayrılık şarkısıydı
Her şeye binaen, bütün yaşayamadıklarımız
Yaşadıklarımıza nazar ederdi
Çünkü daha kötücül ve acıklıydı,
Cehennem zebanileri başımızda istifa dilekçeleri yazar
Birbiri ardına yaşadığımız acılara tükürürler
Olmayan bir cennete koşar adımlarla kaçarlardı
tek inlemeler...
Pek tekin değildi hissettikleri her türlü ateşe dair
Ve onun o dairliği, kambur kambur olur binerdi alacakaranlığa
Ve öyle bir alacakaranlıktı ki kuşağı beline dolansa
ki dolansa o kuşak beline binlerce karabasanın çığlığına gebe.
doğurduğu her küçük acı ile sırların gizli bahçesindeki oyunlarla
bağrışmalarla büyürken hep o acılarına gizli gizli gecelerce sarılır
kurcalarken bozduğu o müzik kutusunun sessizliği ile örülü yalnızlığında
binlerce kere sevgi diye haykırırmış göklere yıldızlara
cevapsızlara da haykırır, cevapsızlıklarına da kırılır
naftalin kokulu, anne kokulu sevgiler isterken hayatında
bir yer sofrası bir de gök sofrasında gelirdi önüne sevgiler
eğilse biri ve uzansa biri, kendi içinde bir ötekine açılan bir gül misali.
Bir boşluğun acılarla ve karanlıklarla tıkılı doluluğunda.
Dudaklarından akardı bi’lal kanın renginden aşkına
Tek in’lemesi aşk’a ölün aşkla ölün aşkta ölün olanlara.
23 Mart 2008 Pazar
özledim...
H/er in/san yalnız doğan bir ölümdür dememiş bil’en bilge
Ve inan ki bilme’yen içinde kaldı, kalbimin en derinliklerinde
Uhu kokusu, onun kokusu, ayrılığa yapışmışlığın kokusu
Doğan güneş batan güneşe aşık, komünal cehenneminde.
Fakat bir gecenin bir diğer geceye düşme olsa arzusu
Hemen oracıkta bölüşseler karanlıkları ve rüşveti
Bir hediye misali olsa döktüğümüz gözyaşları gecelerden gecelere
-ki titan bizler koskocaman hayatın sadece bir anlık eğlencesi
(hemde nasıl böbürlenirdik ve böbürlenirdik nasıl bu dünyanın etrafında
Her dağ bizden sorulurdu ve biz asla sorgulanamazdık ki biz bizdikte onlarda sadece bizdiler ya. Ve biz en sonunda hiçliğin küçücük bir noktası, ki hemde öyle bir yok olan noktası değil miydik ki biz bir bizliğin hiçliğinde egosal çırpınmalarımızı ferman ilan ettiydik ya yedi düvene)
Ve olanca özlemimi yatırdığım lam bile lamelle birleştiğinde
Acı gerçekliğin yüze bir şekilde vurulacağını kestirememiştim
Her şey birleşmeye yönelik engelli koşu bir’inciliği içerisinde
Biz ise ilk engelde lan’et bulaştırdık elimize yüzümüze
Tek kişilik bir kavimdik helak edilesi sensiz bensiz bizsiz
Ve biz hiç olmadık ki bu yüzden lanetli olmamışlığımız bile
İlk engelde ayağı takılıp düşen, yüzü gözü moraran bizlere
Et koydular her türlü acıları geçsin diye.
Uzun lafın kısası, kısasa kısastı ki bu bütün şiir
Sırf seni özledim diye.
Sensino….
22 Mart 2008 Cumartesi
her hangiliğin elması

Her hangiliğin bir nasıllığında gezerken bir gün
Bir çocuğun elmasını çalmıştı
Ağlamalara tıkalı bir maşrapanın her hangi bir mantarı
Nasıllığında bir türbişon ile açılamamıştı
Elmas’ını çaldığı her hangi prensin kazandığı ün
Cennet ve cehennemin kapılarını zorlarken
Nasıllığı belirsiz bir kuşku düştü adı kul hakkı
Ve kul olan hakkı ona göre bir düştü, düşündüğün
Sanrılarını kaybetme korkusunu sancılayan bir gün
Ki her hangi bir nasıllığında gezerken
Gözlerini kapadı
Nasılsa kapadı
Her hangi bir şekilde kapadı
Kapıda kul hakkıyı çıplak gördüğün
Bununla da yaşadığın her hangi coğrafya da övündüğün
El’masasına bıraktığı kıymetlere baktı
Herhangi kıymetlere dair
Kul hakkı buruşturup attı
Bir şekilde dövüldüğün
O sert örsü kıyametten bir gün..
**resim Belgin Balanoğlu'na aittir.
işte ben
Ve bir gece ansızın çöküverdi üzerime
Dizlerinin üstüne çöker gibi yalnızlık
İşte o zamanlarda Uzanır gibi yapardı ruhum
Beyaz fona kan lekeli o soğuk zemine
Eğilse tutuverecek sanki ardı ardına
Sanki bırakıverecekte o pandomimi gökkuşağı rengine
Emanetlere hıyanet edip kıyamette süzülecek sonra
Koşsa gökkuşağı altında
Dursa cennetin dibine.
İşte tamda böyle bir gecede
Dizlerinin üstüne çöker gibi yalnızlık
Ansızın çöküverdi üzerime.
Pencerenin pervazında otururken
Pencerenin içinde,
Pencerenin köşesinde
Caddenin içinde
Caddenin köşesinde.
Geçiverse yere düşen mendillerin sahibi
Ve bir ömür geçiverse kıpır kıpır karınca midesinde
Sanki bugün buradan birisi geçiverse
Değişebilecek mi bilmem
İşte ben yekta, herhangi bir şarkının en tizinde
-ki çökermiş dizlerinin üstünde
Ansızın biraz ben biraz yalnızlık,
İşte orada Ne bulduysak paylaşaktık.
Pencerenin önünde
Pencerenin eşiğinde
İmamın önünde
Musallanın eşiğinde
-belki gidiverse yere düşen gözyaşlarının sahibi
Hem de öyle bir gidiverse ki hiç iz bırakmadan boşluğundan öte
Her türlü dairliğini toplayıp, kendini kendine katlayıp gidiverse
Hiçlik olsa da gitse yokluk ve varlık
Gönlü el verse
Bir el düşen bedenine
Dünyanın içinde
Cehennemin dibinde
Ve bir gece ansızın çöküverdi üzerime
Dizlerinin üstüne çöker gibi yalnızlık
İşte ben yekta, herhangi bir şarkının en tizinde
Kaldırılamayan ölü misali bir ağırlık…
03 Mart 2008 Pazartesi
Spiraller çize çize Domino taşları
Doğumu sanki bir dokunuş gibiydi
Kader tahtasında dizili ve dizili ve
Dizili domino taşlarına küçük bir dokunuş
Yıkıldıkça birer birer adına hayat dedikleri
Asla yıkılanların yerine gelmediği bir yok bir oluş
Siyah puantiyeli yaşamında
Beyaz üzerine çalan o zar inceliğine soyunsa da
Hep biraz eksik olan tahtasında yuvarlandıkça ve yuvarlandıkça ve
Yuvarlandıkça hep bir gelirdi bir gider. Hep yek
Denemedi de değil hani, bir kont bir düşeş edasında
Kış köşesinde dilenirdi bir parça sevgi Allah rızasına
Biraz sevgi azcık fava rakısı sek
Dedim ya bol ışıklı ve alışıklı bünyesi mars olmaya
Mevsimler kaçıp giderken en arkada kış gelirdi hep
Azrail yalnızlığı idi onunki, hep çekip gidenleri görmüştü
Asla uğramadıkları yaşardı hep, bilmeden biriktirse de cebinde
Hep düşürür aşağıya, kırılırdı vazo lisanında, saman sarısı örtü
ve o tek kullanımlık dinlerin elçisi görünümünde
aşk görmüştü, yanlışlık heybesini örmüş,
ölmüştü ve ölmüştü ve ölmüştü!
hani siyah bir obelisk gibi dikildiğinde hayat
etrafında çingene kızları olur dans eden ve
güneş doğar, dalgalar sahile bırakır kundaktaki sesleri
ve kuşlar cıvıldar ya, göz başkasını arar, yüz gülümser ya
yıkılan dominolara inat her seferinde yeni bir doğum olur ya
bütün bunlar senin acına inat ve inat ve inat
işte budur mana-ı kainat hani hep olur ya
17 Şubat 2008 Pazar
o binalar
hani o griliği haykıran boyaya aç
herhangi çocuğun herhangi şeyleri
olanca heyecanı ile duvarlarına karaladığı
kaç defa abdest almış yağmurla,
teyemmümü karla
içinde yaşayanları ölü zannettiğiniz o binaları.
-ki ölüdürler gerçekte de.
ve de ki o binaları her gördüğünde,
gökkuşağı, mavi, yeşil, turuncu ve sarı
yarat depremin verdiği acıyı,
ve profili aşktan kanayan yan'aklarını
daya o binaları, sorarcasına hesapsız
ve iğrençce, çığlıkça yapılmış zinaları,
hepiniz bilirsiniz o binaları,
turuncu taçlarının kraliçe yapmadığı
ve griye tok, koyu hüzün binaları
mutlaka görmüşsünüzdür
ürpertmiştir içinizi an be an tanıklığı,
göze gelse iğrençlikler
buruna gelse kokuşmuşluklar
kulağa gelse feryat ve figan
ele değse vıcık ve vıcık
dile gelse daha neler neler
poster izleri, dikiş izleri
yaralarla kaplı duvarları
bir şekilde hepiniz bilirsiniz o binaları
hepiniz bilirsiniz o binaları
içini görmeye çalışmışsınızdır
yükselirken olanca katılığı,
saydamların çağından atılmışsınızdır
o binalara ve o binalar ki taş yapılı,
sert
semsert bir kaya, bir dağ misali, hayallerinize
düşlerinize ve gülüşlerinize çöken karabasan misali
ve misali herhangi bir hüznün
profili aşktan
vesikalık fuhuşlardan
ve iyi bir çocuk olmaya çalışırsınız,
biraz neşe,
boyaya aç hemde açık mavi
belki şirinleri bile görebilirsiniz
çünkü o binaları hepiniz bilirsiniz.
14 Şubat 2008 Perşembe
beybaba ile monolog
e:
e:
e:
e:
e:
e:
e:
e:
e:
e:
e:
e:
p:
p:
p:
p:
e:
e:
p:
p:
p:
p:
e:
e:
e:
e:
e:
p:
e:
e:
p:
p:
p:
p:
e:
p:
e:
e:
p:
p:
e:
e:
e:
e:
e:
13 Şubat 2008 Çarşamba
????
ve hEr sandığınız hiç oldu mu ?
o küçük bir masal perisi değil dediğiniz oldu mu ?
peki ya siz en griyi giyindiniz mi göz altlarınıza?
peki kaldırsak şu soru işaretlerini?
ya gerçekten sizin hiç sevdiğiniz oldu mu ?
kendinizden başka?
siz en kahverengiyi örttünüz mü üzerinize?
soyundunuz mu aşka?
çok merak ediyor, dünyaya yeni gelmiş bebe misali
siz rahatsız oldunuz mu sorulardan?
peki ya siz memnun musunuz tercihlerinizden?
peki ya paralel evren?
var mıdır başka , aşka mutlu olduğunuz ?
bir kere de adam gibi durup
bir kere de sahip çıktığınız ?
kendinizi bir kenara bırakıp
yalnızca O diye haykırdığınız?
O! O! O!!
peki. siz bilirsiniz elbette.
bizde sizin ciğerinizi
biliriz sizin açlığınızı, acıtmaktan aldığınız hazzı
biliriz sizin korkaklığınızı
maviyi giyinmelerinizi
üşümelerinizi.
biliriz o bataklıktaki çiçeğin kokusunu da
bataklıktan da pis kokar o
siz bilirsiniz elbette/ biz de ciğerinizi
çürümüştür birinin dışı , bir diğerinin içi
çoğul yalnızlıklar geçirmiştir biri
tekil çokluklar almıştır ö'teki.
niceliğini kaybetmiştir duygular birinin elinde
bir diğeri hala daha yol gözlemede..
sizin hiç yüreğiniz sızladı mı gerçekten ?
kıyabildiniz mi o size ağlayan gözlere baka baka ?
dans edebildiniz mi gerçekten ?
onun dudaklarını öpen dudaklarınız
gerçekten aşık değilim diyebildi mi ?
bu kadar mı insan değildi karşındakiniz ?
bu kadar mı düşünmediniz?
ya martılara simit atarken ki mutluluğu?
ya galata önünü, ya hiç utanmadınız mı
gerçekten yırtarken o artık pes etmiş
sizi bırakmış hatıraları toparlamaya,
onlara ağlamaya sarılmaya giden çocuğun defterini parçalarken?
hangi kutsallara büründünüz kalp kırarken?
neyin davasını güttünüz?
kaç paraydınız?
para, iş diye koştururken satın alınsaydınız?
kaç paralıktınız ki paraladınız seven bir yüreği?
nasıl giydirdiniz matem elbisesini?
ne kadara mal oldu ?
peki siz neden sevemezsiniz?
neden ben yalnız öleceğim ajitasyonları ?
siz nasıl insan olacaksınız?
yoksa birde çocuk mu yetiştireceksiniz?
peki ya siz o size yaşlı bakan kara gözlere nasıl kıydınız?
bir çiğdem nasıl çatırdadı aynı zamanda?
bir anne nasıl kriz geçirdi?
eh be hiç mi sızlamadı yüreğiniz?
rodin mi yaptı sizi ?
siz nasıl bir malsınız ?
belki de şimdi nasılda böbürleniyorsunuzdur
siz insanlarla oynayabiliyorsunuz
şak şak !
siz onların duygularını lime lime edebiliyorsunuz
şak ve gene şak
demezler mi size bu döner diye ?
siz nasıl insanlarsınız ?
lafım bize. bedeller peşin ödenmiştir.
müsterih olunuz.
yine olsa yine bağırınız
O! O! ve O!
yokluk ve varlık
sizin kaybettiğiniz sadece O!
onun kaybettiği ise insanlık
11 Şubat 2008 Pazartesi
lethe unutuşu ve çilekler üzerine troyka
Ceplerini yokluyordu çocuklar
Hiç bir şey kalmamıştı, hissedilecek hiç bir şey yoktu
Ve bir melek nidası duyuldu nehrin orta yerinden.
Bir delta ovasına baş kaldırmıştı alüvyonlar
Cesetler birikiyordu, sürüklenen lethe'den
II.
Dahilerin kendini unutuşa bıraktığı alacakaranlık kuşağı
-ki saçlarına dolanırdı, eski korsan kılıçları gibi amansızca
Adı geçince ruha sarılıp ağlardı beden, nefesler nefesleri tutardı.
ve tutardı nefesler nefesleri, beden ruha sarılıp ağlayınca
III.
Ondan sonra kitapsız bir elçi olurdu gözyaşı aşka
Biz gibi çocuklar çilek tarlalarına girmeye çalışırken yaralanırdı
Lethe de temizlerlerdi yaralarını, sonra unuturlardı.
Böylece defalarca kanarlardı.
Tabi ya yoksa siz çilekleri gerçekten kırmızı mı sanmıştınız?
10 Şubat 2008 Pazar
ressam inadı
Boyar eller sonbaharı mora, sarıya inat
Ressamları sever gönüller, ressamlara açılır kayboluşlar
Ve boyanır Kış siyaha, ressamların yamuk elinde, beyaz a inat
Açılır gönül pencereleri ortaçağ şövalesine.-ki kanatır ebruna
Batırır fırçasını. Yamuk parmaklarından titreşimsiz tezhiplere sokarak kanları
İnce ince işler onları,-acımasızca paha biç ve sat-
Satar onları beş para etmez ıslak deliklere sıvar canları
Bir bas bariton ağıt düzerken baharı boyayan ellerdir
Baharı da boyar kırmızıya, yeşile inat
Biraz pimsiz bomba huzuru, biraz ateş soğukluğu eklenir
En davudi tonlar skalada gezinir. belki egzistansiyalist bir sanat
Hatta Biraz dışa güdümcü, azıcık rom-antik bile denilir
Martılar siyaha boyanır, simitler gökkuşağı
Şapkaları ters geçirilir, Kadıköy Eminönü arası
Ressamlar dolanır, dünyanın ayağına, ayaklar boyanır
Eller ellere dolaşır
Saçlara bir nefes değer, bir dilek tutulur iki dudak arası
Ve öpüşürken fırçalar, kaos skalasına batırılır
Herkes bilir o tinerin yoğun kokusunu,
Boyanın iki dirhem bir çekirdek ayrışmasını
Çok çektiklerini iddia edenler,
kendinizden olmasa da
Hayatlarınızdan da büyük aşklarınızı
alıp tema yapın
Bir kerecikte siz küçümsemeyle bakın hayata
Reng-i ahenk bir cümbüş berisinde sırat
Biçare maşuka bil ki kurur sarmaşık,
Boyar eller yazı mateme, yüzme bilmeyene inat!
08 Şubat 2008 Cuma
aitlik
bana gel, beni al-danış, sen bana aitsin..
ama ait olduğun yerden kaç kaçabiliyorsan.
sana diyorum, git artık çilen bitsin.
ve sensino
suallerin tükenmez bunu bilesin.
sana yardımcı oluyorum işte her zaman ki gibi
çünkü çok net biliyorum ki sen bana aitsin.
ne oraya ne buraya
arada sıkışmışlığa
yani benim bulunduğum konuma aitsin.
kaç kaçabiliyorsan.
fırsat senin
sana kutsal kaseler vadetmiyorum
ne etim ekmek ne kanım şarap
ben öpücüklerle yakalanmıyorum
anla artık sensinom
anla artık aşık olduğum insan evladı
ben lime lime soyunurum
yeter ki sen ait olduğun bu yerden git
aitliğin mutluluğu kalmadı
ait olduğun bataklıkta çiçekleri ben suluyorum
sen arkana bakmadan git.
hiç yoktan bir avuç sahte mutluluk doldur ceplerine
kurtulsun bari birimiz. yoksa ben ölüyorum
07 Şubat 2008 Perşembe
Anladım bu gece de kaçışlarla geçecek
Aslı keremden, Leyla mecnundan
Kuzu kasaptan kaçacak
Biz ise çocukluğumuza ebelenecek
Sıranın bize gelmesini dileyeceğiz
Çok vakit geçecek, peşinen zaman alacak
Bu gece bizi o mavi geceler kovalayacak
Mavi geceler bizi bu akşam kovalayacak zindanından
Kimse olmayacak kirli çamaşırlarımızı kovalayacak
Bir çocuk doğuracağım korteksimden ve kova burcu olacak.
Yaşlanan kalbimi ovalayacak
Kalbimle beynin derbisinin biletlerini kara borsaya sunacak.
Eminim çok ahlaksız ve bir o kadar da benim oğlum
Olacak
Gibi düşüncelerden kaçacağım bugün.
Kendime bir kova kiralayacak
Ve içinde sonsuz okyanuslar oluşturacağım
Köpüklerden adalar yapacağım
Sandıklarımı oraya koyacağım
Birde bakmışsın parmaklarımı sokmuş 20 000 fersah altında kovanın
Denizaltılar yapacağım. Jules Verne ile 5 çayını kaçıracağım.
Kovana çomak sokup arıları rahatsız eden o çocuğu yad edecek
En güzel şarkının yankılarını boş kovanlarında kurşunların
Yakalamaya çalışacağım.
Buna da alışacağım
Çocukluğumun beni yakalamasına müsaade ettim
Hepiniz şahidimsiniz. Çocukluğuma da alışacağım.
Bu gece de kaçamadım.
Hangi masalımın kovalanmış kralı çocukluğumun başına
Kaç altın koyacak.
Hangi kahraman beni çocukluğumdan kurtaracak
Gördünüz ya siz de ben kaçamadım.
Sensino sen kaçar mısın benim yerime de?
Kaçmalara alışkın bünyenden özel ders talep ediyorum
Ben ebelendim. Bir kere de sen ebe olur musun benim yerime?
Sensino ben bu gece çocukluğumca tuuklandım.
Artık idamımı talep ediyorum.
Bu gece kaçışlarla. Kovalamalarla eşleşti
Hepinize çelik ayna.
' git
Kırıntıların üzerinde uyumak rahatsız eder beni
Ne olur öyle bir git ki kırıntın bile kalmasın
Rüyalarımı taciz etmekten vazgeç temelli
Temelli git gidebiliyorsan.
Öyle bir git ki prizmanın öteki ucunda bir gökkuşağı olayım
En ucuzundan herhangi bir insanda bir oda satın alıp
Azıcık kendim olayım.
Yani öyle bir git ki
Kendim olayım…
batıllara saplanan ölü doğrular derneği
O yaşlı amcanın batılları vardı.
Bir gün geldiler ve batıllarının üzerine işediler.
Dediler ki “amca bak”
Gökkuşağının altında bir küp altın yok.
Artık gökkuşağının altın’da altın misali parlak oğlanlar var
O yaşlı teyzenin batılları vardı.
Bir gün geldiler ve batıllarının üzerine işediler.
Dediler ki “teyze bak”
Merdiven altında uğursuzluk yok
Artık merdiven altlarında bol dum’anlık fuhuşlar,sevgiler var.
O adamların batılları vardı
O adamlar ki çoban mis’alini bilmeyen
Yalancı peygamberler
Her türlü çocukça duygulara işeyen.
O adamların batılları kendileriydi
Yanlış varolmadı, doğru ise artık yok.
6
Bir gün O na bakarken yakaladım kendimi.
İşte dedim ki tam şiir yazılmalık birisi.
Satırlarca ona şiir düzmek istedim
Yazacak yazacak ve yine yazacaktım ama geç fark ettim
Ona daha önce çok defa yazılmıştı.
Benden 6 satırdan daha fazlası çıkmamalıydı.
mahzen
Karanlık bir mahzene adım atar gibi hissediyorum
Ne zaman duygular den’izinde bir yelkenli kiralarsam
İ’zinde ilerlemeye çalışırken yakalandığım fırtınaları içten içe
-biliyorum
Ve her seferinde ki hüsranlarımı anlatmaya kalkarsam
-Ki seferlerimde yiten tayfaların Zinde olmaları bir şeyi değiştirmiyor
Bu bir destan olur. Nineler çocuklarına anlatırken duygulanır akşam
Ve o destanda ne ölümü yenmeye çalışan bir gılgameş, ne bir enkidu.
Anlıyor musun? Bu şiirleri arabesk bulan ve statünün kıy’afetini hazırlayan
Adımlarımı dikkatli attığım bir kar’anlık Duygular mahzeninde
Yön hissiyatımı kaybetmiştim. Yön hissiyatımda karanlığa karıştı
Ve bir adım ileri her zaman ki gibi. Karanlığın buğusu üzerimde.
Kanıma karışıyor siyahın tüm tonları. Gözüm görmemeye alıştı.
Seslenmek istediklerim var hala. Sorumluluklarım var.
Sorumluluklarım karanlığıma ters aslında.
Hep demişimdir.
Kahvenin soğuk olması kahve olduğu gerçeğini değiştirmez.
Diyecekler. Bana hep derler zaten. “ne alaka”
Karanlıkta böyle bir şey işte. Kahve gibi. Mırra misali.
İlerliyorum göremesem de. Ayrı yazılan “de” eki gibi
Hep ait olduğum yerden bir öteye atılıyorum.
Karanlığın ortasında duygular mahzenindeyim şimdi.
Elimi atıp körlemesine yapışıyorum bir duyguya.
Onunla ne yapacağımı bilemiyorum.
Oynayıp kurcalıyorum. Yeni oyuncak almış çocuk misali.
Islak yapış yapış, bir yerlerime yapışıyor bu duygu
Kurtulamıyorum
Çıkmıyor çıkartamıyorum. Artık korkuyorum.
Duyguların karanlık mahzeninde öyle ürkmüş ve yapayalnız
Bir başka duygu daha hayal bile edemeden
Kalakalıyorum.
04 Şubat 2008 Pazartesi
küçük prens'e ve mavi pelerinine

Ruhundan arta kalanları süpürürken
Yaşayamadıklarının yaşattığı bir tren kazasında
Lime lime soyunurken
Olmazlarının olduğu o çıkmaz sokağın başına geldi.
Hangi günahının yan etkisiydi bilinmez
Güzel yalanlar fısıldıyordu sokak ona.
Çıkmazlığın ardındaki ma’sallar su geçirirdi.
Prens adımını attı, exupery nin kaleminin bittiği anda
Aşka bir kez daha kanamaya, muayyen bir gündü.
Error veren bir mavi ekran, mavi prens.
Pelerinini savurarak yaralarının üstüne
Dik görünmeye çalışsa da
-Babasızlık onu böyle yoğurdu nitekim.
Adımlarını attığı yosunlu taşlardan ka’yarken
Birden yerin dibine göçtüğünü hissetti.
Sok’ak değildi.
Bitmiş ve gitmişti.
Denizler altında nerden baksan 20000 fersah derindeydi
Rakımı –sek olsun- -666.666 idi.
Dibinde bir korsan hazinesi
Er sandığı
Açılınca bir kukla
Vantroloğun terk ettiği
hayatın fırtınalarında kayıp ve ayıp.
Karışırken tuzlu suya.
Adını maşuka koydu..
Exupery duymasındı aman duymasında. O ka’deri(si)ni yüzmüştü.
Pelerinin arasına soktu. Kuklasını.
Onun sessiz sinema oynayacak, sessiz ve suskun bir aşk yaşayacaktı.
Ölüm ile aldatıp, cinayet ile grup yapacaktı.
“Gel!” diye emir duydu. Pier şemsiye den
Geldi. Yudumlarken zehir dolu şarabı. Bir gülümseme vardı sessiz kuklasında.
Kukla
Sessizliği ile emretti
“git”
Şemsiye düzeltti
“öl!”
tek geceliklere...
Şairler her şeye bulaştıkları gibi buna da el atmalı
Onlar bilirler her şeyin iyisini. Nefesleri kokuyorsa ve bitliyse saçları
Sırf idealleri için yaşadıklarından. Şairin fakiri, rakının seki.
Hiç birisi el atmadıysa çok ayıp olur gecelik yaşamalara
Bütün gün biriken havuzun liselilere dert olan problemi bu oysa
Ego dürbününden bakarken aşklara, olaylara
Kaçırmazlar diye umuyorum bu gecelikleri.
Pelesenk ettikleri aşkların barlarda 5 dklık oynama merasiminden sonra
Bir biradan daha hızlı tüketilmesine mutlaka bileyledikleri satırlarında
Bir yer açmışlardır. Onlar hiçbir şeyi kaçırmazlar zira.
Birbirlerinin her hatasını, zaafını bilirler. Bunları da bilecekler illaha
Kim nerede kiminle.
Lisede oynadığımız hafifmeşrep bir oyundan ziyade.
Artık onların mısralarında, oturma odalarında.
Dost meclisinde, hem de uyaklıca.
Aç pencereni ve güneşe bak ramses misali.
Bilirim firavundur. Ama aşka zalimlik etmemişler hiç değilse
Değil mi ?
Yoksa ben de mi yanlış biliyorum ?
Geceye indirgenmiş, fuhuş giyinmiş aşkları küçümsüyor muyum ?
Kızmıyorum sakın yanlış anlamayın beni.
Kızarsam yanaklarım al al olur ve belki beni de görürler
Benimkisi sağlam kalsın aşk, belleseler de senin ebeni
Bellek’leri ortaçağdan beri.
Hangi veba’lı kuyusundan çıkmış bilemem.
Ama bildiğim bir şey varsa
Gecelik yaşıyoruz demiş olmalı mutlaka şairin teki…
“ ben bataklıkta açan bir çiçek gibiyim”
Soru :
“ peki benim kendimi her gelen arıya içimdekileri koşulsuz sunmamam daha iyi değil mi sence de?”
Cevap:
“anlamadım”
Cevaba cevap :
“ben de”
gezgin...
Sodom ve gomorra dan gayya kuyusuna
Bir çok defa tökezlemiş tökezlemesine
Ama yakındım ben ona, uykusuna.
Yakındım rüzgarlı havada kumlarda bıraktığı ize.
Ve yakındım ona hiç olmadığı kadar size
Ağlasa sesini duyardım mısralarında. Dokunabilirdim usuna
Hemde us’ulcana. Sakince..
- sanki kapısına bardak dayamışçasına
Anlıyordum. Anlamasına ama bir şey diyemiyordum ona
Anlamasına anlıyordum cidden
Ama neden anladığımı anlayamıyordum.
Bir iki kez tökezledi demiştim ya önceden.
Gerçeği gizledim
Hem de olduğu gibi sizden
Onu tökezleten bendim.
Yakındım rüzgarlı havada kumlarda bıraktığı ize.
Ve bazen gördüm onu itiraf etmeliyim.
Karanlık bir yerden, sır’lı, a’sırlı bir camın gerisinden.
Galiba çok şaşırdığım bir şeyi söyleyebilirim size
Evet kesinlikle söyleyebilirim
Bunu dedim ya çok mühim şeyler beklemeyin benden
Benden.
İkimizin de ben’i aynı yerde.. afiyet üzerinize.
Size çok bir şey beklememenizi söylemiştim.
Ona ben yakındım. Ve onunla alakalı şeyler sizin ilginizi çekmez.
Cafcaflı hayat hikayeleri gerek size bilirim.
Beyaz camda tecavüz hikayeleri mutlu eder.
Onlardan bize sıra gelmez.
Bizim gezgini ne edeceksiniz siz ?
Onun kaosunu ve sis perdesini ne edeceksiniz?
Nasıl intihar ettiğini ?
Nasıl seveni sevmediğini. Sevdiğinin ise sevmediği gezgini..
Gayya’ya kaçarken sodom ve gomorrodan
Beni görüp nasıl tökezlediğini.
Dikenli tellerimi.
Ara ara yakaladığımı onu.
Ama benim yine önüme geçtiğini.
Son olarak şunu söyleyeyim size
Artık uzağım ona. Bilin onun kalbimde çok güzel bir mezar seçtiğini
Artık sadece
Yakındım rüzgarlı havada kumlarda bıraktığı ize.